Öznitelik Nedir Felsefe? Bir Genç Yetişkinin Duygusal Yolculuğu
Bugünlerde, Kayseri’nin sokaklarında yürürken, kafamda hep aynı soru dönüp duruyor: “Öznitelik nedir felsefe?” Felsefeyi sevmem, çünkü her şeyin derinliklerine inmek bazen insanı korkutur. Ama bir şekilde, kalbimde bir boşluk oluştu ve buna karşılık aradım. Öznitelikler… Bazen kendime, “Benim özniteliklerim neler?” diye soruyorum. Bu yazıda, aslında bir insanın kim olduğunu anlamak üzerine birkaç adım atmayı hedefliyorum. Ama bir hikâye üzerinden. Çünkü öznitelikleri hissetmek, onları zihinde çözmekten çok daha farklı bir şey. Yaşamak, hissetmek, içindeki boşluğu doldurmak gerekiyor.
Bir Akşamüstü, Hayatın Dönüm Noktası
Bir akşamüstü, sonbaharın hafif soğuk rüzgarı yüzümü okşarken, bir kafede oturuyordum. O zaman hayatımda her şeyin ne kadar karmaşık olduğunu fark ettim. Kafamı iki elle tutup derin bir nefes aldım. İnsan bazen öyle anlarda kendini kaybetmiş gibi hissediyor. İşte tam o anda, karşımdaki masada oturan, yıllardır görmediğim eski bir dostumla göz göze geldik. O an, zaman sanki durdu. Birkaç saniye, belki de birkaç dakika öylece öylece baktık. Hiçbir şey söylemedik. Ama içimde bir şey kıpırdadı; hani, eski bir parça müzik çaldığında aniden geçmişe gitmek gibi bir şey.
Konuşmaya başladık. Onunla konuşmak, o kadar rahattı ki. Ama birkaç dakika sonra, bir soru sormadan edemedim. “Peki sen ne düşündüğünü hiç söylemedin, hala bir şeyler var mı?” dedim. O an gerçekten “öznitelik” nedir felsefe sorusu kafamda yankılandı. Bir insanın bir diğerine özniteliklerini nasıl aktarabileceğini, kimliğini, düşüncelerini nasıl dışa vurduğunu sorgulamaya başladım. O an sanki zihnimdeki tüm sorular, kafamdaki karmaşık düşünceler yerini bulmuştu. Bir şeyleri bulmak ne kadar zordu… ve bir şekilde bana anlatılan hayat da öyleydi.
Öznitelikler ve Kimlik
Eski dostumun söylediği bir şey vardı, hatırlıyorum: “Bir insanın kim olduğunu anlamak, sadece ne yaptığını görmekle ilgili değil, onu nasıl hissettiğine bakmakla ilgilidir.” Bu söz, duygusal olarak beni derinden sarstı. Çünkü bazen, bir insanın hayatında sadece yüzeyine bakarak ne kadar yanlış anlamalar yaşadığını fark ediyorsunuz. Öznitelikler, düşündüğümüzden çok daha fazla şey anlatıyor. Yani, bir insanın dışarıya yansıttığı kimliği, gerçekte onu anlatan öznitelikleriyle şekilleniyor. O an hissettiğim şey, uzun zamandır içimde biriken bir boşluktu. Hepimiz bir şeyleri sorguluyoruz; kimliğimizi, ne olmak istediğimizi, neye inanacağımızı. İşte bu özniteliklere bakarak, bir insanı tanıyabiliyoruz.
Kayseri’deki yaşantımda, hep aynı soruyu sorarım: “Ben kimim?” Ama daha da önemlisi, kim olmak istiyorum? Yaşamın bana sunduğu öznitelikler ne? Özgür olmak, düşlemek, korkusuzca yaşamak… Bunlar bana ait mi? Herkesin içindeki bir öznitelik, çoğu zaman bir hayal kırıklığına dönüşür. Gelecekte kendimi nasıl görmeyi istiyorum? Bu hayalleri kurarken, insanların bana nasıl baktığı, neleri değerli bulduğum da belirleyici oluyor. İçsel çatışmalar da öznitelikleri şekillendiriyor. İşte bu çatışma, kim olduğumuzu sorgulamamıza yol açıyor.
Felsefenin Gölgesinde, Kendimi Tanıma Çabası
Bir akşam, hayatımda büyük bir karar verme aşamasına geldiğimde, bir yandan öznitelikler üzerine düşündüm. “Bir insanın öznitelikleri ne zaman şekillenir?” diye sordum kendime. Belki de hiç bitmeyen bir süreçti bu. Felsefi açıdan bakıldığında, bir insanın kimliğinin özniteliklerle biçimlenmesi çok derin bir şey. Hangi değerleri seçtiğimiz, hayattaki seçimlerimiz, çevremizle olan ilişkilerimiz… Bunların hepsi birer özniteliktir. İnsanın bir yanını tanımadan, içsel yolculuğuna çıkması imkansız gibi. Bu yüzden, bizlerin kim olduğunu, neyi aradığını anlaması uzun yıllar alabilir.
Bazen, bir gün bir anı yakalarsınız ve o an, tüm hayatınızı özetler. O anlar, özniteliklerimizin şekillendiği, kimliklerimizin biriktiği andır. İşte o gün, bir kahve dükkanında arkadaşımın söyledikleri, bana hayatımı anlamamı sağlayacak bazı şeyleri hatırlattı. Kendimi daha çok hissetmeye başladım. Kim olduğumu, kim olmak istediğimi gördüm. Kendi özniteliklerimi keşfettim.
Bir Sonraki Adım: Özniteliklerimi Kabul Etmek
Hayatımda, bir şeyi fark ettim: Kendi özniteliklerimi, kimliğimi kabul etmek, en büyük adımı atmak olacak. Artık daha fazla gizlenmeye, bir başkası gibi olmaya gerek yok. Kendi duygularımı, düşüncelerimi ifade etmek, aslında ne kadar rahatlatıcıymış. Bu yolda ilerlerken, herkesin özniteliklerinin farklı olduğunu kabul etmek önemli. Çünkü bazen kendini tanıdıkça, başkalarının da aynı şekilde kendi iç yolculuklarını yaptıklarını hatırlamak gerekiyor.
İçsel çatışmalar yaşadım, birçok kez duygusal olarak yıkıldım. Ama her defasında, kendi kimliğimi bulmam gerektiğini hissettim. Bu yazıyı yazarken, yaşadığım anı bir kez daha içimde canlandırıyorum. Özniteliklerim, kimliğimi şekillendiren birer taş, birer anlam. Felsefi açıdan bakıldığında, insanı tanımak bu kadar derinlemesine bir süreç. Her şeyin en önemli kısmı, kabul etmektir. Kim olduğumuzu, ne istediğimizi kabul etmek… Bunu yapabildiğimizde, dünyayı farklı bir gözle görmeye başlarız.
Kayseri’de bir akşam, bir kafede bir soru sordum. “Öznitelik nedir felsefe?” Cevabını belki de bir ömür boyu arayacağım, ama o an, bu yolculukta her adımın önemli olduğunu fark ettim. Özniteliklerimiz, kimliğimizin her parçası. Bunu anlamak, insanı derinden etkileyen bir keşif. Ve ben, her an bir parça daha keşfetmeye devam edeceğim.