İçeriğe geç

Bir asr kaç yıldır ?

Bir Asır Kaç Yıldır? Zamanın Akışında Kaybolan Anılar

Zaman… Bazen o kadar hızlı geçiyor ki, bir saniye içinde her şey değişiyor. Bunu Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, gözlerim sokak lambalarının altındaki gölgelerle oyun oynarken fark ediyorum. İnsan yaşamı da böyle bir şey değil mi zaten? Birdenbire asırlık bir zaman diliminin içinde kayboluyorsunuz ve birkaç yıl, birkaç on yıl bile bir asır gibi geliyor. Ama gerçekten bir asır kaç yıldır? Hani hep duyduğumuz o ifadeyi bir türlü kafamızda netleştiremeyiz ya, işte o sorunun yanıtını ben de kendi hayatımda bulmaya çalışırken, birkaç önemli anı aklıma geldi. Belki de hepimizin hayatında var olan bir soru bu; “Zaman gerçekten ne kadar hızlı geçiyor?”

Çocukluğumun Gölgeleri: Zamanın Ne Olduğunu Anlamak

Bir sabah, 12 yaşındaydım. Kayseri’nin o soğuk sabahlarında, kar tanelerinin yere düşerken çıtırdamasını dinlerdim. Annem, mutfaktan yemek yaparken, ben pencerenin önünde eski bir saatçanın dükkanını izlerdim. O saatçıyı hatırlıyorum, elleri o kadar hızlı hareket ediyordu ki, bir dakika içinde ne kadar şey yaptığını hayal edemezdiniz. O an, bir asrın gerçekten 100 yıl olup olmadığını anlayamazsınız. Çünkü zaman, bir saatçinin elleri gibi geçmişteki anıları ve geleceği alıp birleştiren bir sırra dönüşür. Çocukken o kadar çok soru vardı ki kafamda. “Bir asır kaç yıldır?” diye sormadım ama sormayı çok isterdim.

O yaşlarda, bir günün 24 saat olduğu, bir yılın ise 365 gün sürdüğü gerçeği bana çok uzak geliyordu. Her şey çok hızlıydı, ama aynı zamanda çok yavaş. Geçen her dakika, sanki ömrümün en değerli dakikasıydı. O yıllar, çocukluk yıllarımda, zaman sanki hiçbir yere gitmiyordu. Bir şeyler yapmaya başladığında, bütün bir ömrü tek bir an gibi hissediyorsun. Ama o anların ne kadar değerli olduğunu o yaşta anlamıyorsun.

Gençlikte Zamanın Acımasız Akışı

Birkaç yıl sonra, 18 yaşında, Kayseri’nin meydanında arkadaşlarımla buluştuğumda, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim. Her şey değişmişti. O eski dükkanlar, o eski kafeler… Hiçbiri yerinde değildi. Ben değişmemiştim ama çevremdeki dünya sanki bir asır boyunca dönmüş gibiydi. O kadar hızlı, o kadar değişken ki, 100 yıl önce yaşanmış bir dönem gibi geliyordu. Benim için zamanın sadece bir sayfa olduğu, o sayfada herkesin farklı bir hikayeyi yazdığı bir evreydi. Ama 100 yıl sonra bana kalan sadece bir iz bırakacak mıydı?

O an düşündüm. Bir asır, gerçekten kaç yıl ederdi? Kendi hayatımda geçen 5 yıl bile bana öylesine büyük bir fark yaratmıştı ki. Her bir gün, bir asır kadar derinlemesine yaşanıyordu. Gözlerimde biriken hayal kırıklıkları, biriktirdiğim umutlar, kaybettiğim dostlar… Zaman, bana çok yakınmış gibi hissediyordum. Her geçen günün, beni biraz daha farklı bir insan yapacağını biliyordum ama bir asır boyunca bu değişim nasıl olabilirdi ki? 100 yıl önceki insanlar da bu kadar değişmiş miydi? O zamanın gençleri de bana benzer şeyler düşünmüş müydü?

Bir Asır ve Zamanın Gerçek Yüzü

Zamanla ilgili düşüncelerim beni hep derin düşüncelere sevk etti. Kayseri’de her gün yürürken, bazen eski evlere bakarken, bazen de bir kafenin önünde otururken, bir an için durup düşünürdüm. “Bir asır kaç yıldır?” Bu soruyu sorduğumda, yılların ne kadar hızlı geçtiğini bir kez daha anladım. O yıllar içinde kaybolan anılar, bir asrın içinde silinmiş gibi hissediliyordu. Ama bir asır sadece bir sayıydı. O sayının içinde kaybolmuş hayatlar, hikayeler vardı. Yıllar, birbirini izleyen bir film şeridi gibi geçerken, biz de bu filmi izleyen, kendi hikayemizi yazan birer figürandık.

O gün, kışın soğuk havasında, Kayseri’nin meydanında yürürken, zamanın aslında bir illüzyon olduğunu fark ettim. 100 yıl önceki insanlar, bizlerden farklıydı ama onlar da zamanın aynı şekilde aktığını düşünüyorlardı. Bir asır, sadece bir sayıydı ama o sayının içinde onlarca farklı hayat, onlarca farklı hikaye vardı. Her bir insanın zamanla ilişkisi farklıydı ve bu farklar, o insanların hayatlarını nasıl yaşadığını etkiliyordu. O anı düşündüm; bir asır, 100 yıl ederdi ama bu yıllar boyunca bizler kim olduğumuzu keşfedecektik.

Sonuç: Zaman, Hep Bizimle

Bugün, 25 yaşında bir genç olarak Kayseri’de yaşarken, zamanın geçişini daha derinden hissediyorum. Her geçen yılın, her geçen dakikanın ne kadar değerli olduğunu anlıyorum. Bir asır, aslında sadece bir sayıyı ifade etmiyor. Her geçen yıl, hayatımıza dokunan anılar, hayal kırıklıkları, sevinçler ve umutlarla dolu. Bir asır kaç yıl eder? Evet, 100 yıl eder. Ama asıl önemli olan, bu 100 yıl içinde bizim nasıl bir iz bırakacağımız, ne tür izler bırakacağımız.

Zaman, her birimizin hayatına şekil verirken, biz de bu zamana ne bırakacağımızı düşünebiliriz. 100 yıl sonra belki bir başka genç, “Bir asır kaç yıldır?” diye soracak ve biz de zamanın izlerinde kaybolmuş olacağız. Ama o zaman, ne olursa olsun, her şeyin bir anlamı olduğunu bilerek yaşamış olacağız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet yeni girişbetexper güvenilir mielexbetgiris.orgTürkçe Forum